SEYAHAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEYAHAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2007 Cuma

ABANT GÖLÜ


29 Ekim tatilinde Abant Gölü’ne gitmeye karar verdik.Her zamanki gibi sabahtan yola çıktık ve öğlen Bolu’ya ulaştık. Öğle yemeğimizi Filiz Restaurant’da yedik. Evet evet bildiğiniz Filiz makarnasına ait bir yer.



Menüde ise tabi ki makarna vardı.

Domatesli fiyonk makarna oğluma,


Lazanya bana,



Keşli cevizli makarna da eşime

Keş bu bölgede meşhur bir yiyecekmiş. Çay bahçelerinde bile çay,simit ve keş satılırmış.Keş kurutulmuş yoğurtmuş.10 kilo süzme yoğurttan 1 kilo keş ancak çıkıyormuş.

İlginç değil mi ! Tadı ise çok güzeldi. Yolunuz Bolu’ya düşerse mutlaka deneyin derim…

Yemekten sonra doğru Abant Gölü. Çaylar Abantta…



Abant gölünde faytonlarla göl turu yapabilirsiniz. İşte size faytondan çektiğim birkaç fotoğraf.


Süslü değil mi !



Ağaçlardaki renk tonları harika. Ben sonbaharın renklerini çok severim zaten. Sarı,kızıl ve yeşil bir arada … Bu renklere bir de göl manzarası eşlik ederse değmeyin keyfime. Bunun için de en doğru adres Abant Gölü’ymüş…

Dev ağaçlar ve altında piknik yapan minicik bizler.

Oğlum bayıldı. Doyasıya koşup oynadı



Her güzel şeyin bir sonunun olduğu gibi güneşli günün de sonu geldi.

İşte gün batıyor.



Abant her mevsim bir başka güzeldir diyor gidenler. Her mevsim demek eksik olur bence, her anı çok değişik ve güzel çünkü güneşin batmasıyla da bir başka güzellik çıktı ortaya.


Henüz görmediyseniz mutlaka gitmelisiniz Abant’a.

Ben bir daha ki sefere güneşin doğuşunu da görmek ve o temiz havada güzel bir kahvaltı yapmak istiyorum.

26 Eylül 2007 Çarşamba

BİR KARADENİZ MASALI...

Haziran 1, 2007 -















Bir masal anlat deseler size Karadeniz'i anlatırdım. Tam bir masal diyarı .

Bulutların üzerinde , yeşilliklerin arasında ,şırıl şırıl akan derelerin kenarında geçen bir masal.
Bu fotoğraflar 2004 yılı ağustos ayına ait.Resimlere bakınca yine gidesi geliyor insanın.
Eğer siz Karadeniz'de yaşıyorsanız bence çok şanslısınız.....

Haziran 11, 2007 - KIBRIS'DAN BİR HEDİYE ....




BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR DERLER
PEKİ BİR FİNCANIN NE KADAR HATIRI VAR....

BİR BEYPAZARI GEZİSİ



Uzun bir tatilin ardından ilk yazımı bir geziye ayırmak istedim. Tatildeydim ama' çerkezkızı ' adına pek boş durduğum söylenemez. Hepsi yavaş yavaş gelecek karşınıza . Şimdi haydi Beypazarı'na.


BEYPAZARI

Bir hafta sonu Beypazarı’ndaydık . Öğlene doğru Beypazarı’na ulaştık.

Öğle saati olduğu için ilk işimiz yemek yemek oldu. Daha önceleri buraya iş sebebiyle sık sık gelip giden bir arkadaşımın (Ömer S.) tavsiyesi ile Taş Mektep’te Beypazarı’nın lezzetlerini tattık.



Ufaklık için tarhana çorbası , biz ise birer Beypazarı güveci söyledik. Nefis görünüyor değil mi



İncecik sarılmış yaprak dolmasının da tadına baktık.




Sıra geldi tatlıya: Höşmelim mi yoksa 80 katlı Beypazarı baklavası mı ! tercih yapmak çok zor geldi. Onların da tadına bakmak üzere birer birer sipariş verdik.

Tatlıların fotoğrafını ufaklıkla uğraşmaktan çekemedim. Baklava güzeldi ama höşmelim çok daha güzeldi. Daha önceden bildiğim kadarıyla höşmelim içinde peynir olur ama bunda yokmuş . Belediye tarafından bastırılan tanıtım kitapçığında un, süt, kaymak, tuz, yağ ve şeker ile yapılan bir tatlı olduğu yazıyor. Tatlıların tadı damağımızda kalarak hesabı istedik….


Sıra geldi gezmeye.Neden Filiz akın sokak var derken Filiz Akın’ın ailesiyle birlikte yaşadığı konağın bulunduğu sokağın isminin “Filiz Akın Sokak” olarak yeniden adlandırılmış olduğunu öğrendik. İlk olarak Hıdırlık tepeye çıktık. Manzara müthiş öyle değil mi…



Daha sonra yolumuz Hakim evi yanındaki Yaşayan Müzeye düştü. Bu gün ki yaşayan etkinliği ebru sanatı ve kumaş baskıymış. Ben de ebru yapmayı tercih ederek bir lale çalıştım.

İlk sefer için hiç de fena değil hani…




Tarihi evleri, maden suyu ve telkâri gümüş işçiliği ile herkesin bildiği Beypazarı’nda sokak çarşılarını gezerken en çok karşılaştığınız şeylerden bir kaçı ise ev yapımı tarhana, erişte ve Beypazarı kurusuydu. Burada üretilen havuç ise Türkiye üretiminin %60’ını karşılıyormuş.

Bunlar da pamuklu kumaşa baskı made in Beypazarı eşarpları…Annelere hediyelik.




Un, süt ve tereyağ ile yapılan ve ilk pişimden sonra, henüz nispeten yumuşak bir kıvamda olan Kurular ikinci pişimden sonra tepsilerde soğumaya bırakılıyormuş.

Bu sefer bir kuru fırınına giremedim . Ufaklıkla gezi zor oluyor. Bir daha gidersek Beypazarı’na mutlaka kurunun nasıl yapıldığına bakacağım.

Öğrendiğim kadarıyla bu Kurular uluslararası üne sahip olan İskoç bisküvisine(shortbread) rakipmiş ve 1 yıl boyunca tazeliğini koruyabiliyormuş….


İşte meraklısına İskoç bisküvisi ile ilgili bazı linkler darısı bizim kuruların başına …

http://www.joyofbaking.com/shortbreads/shortbreadcookies.html

http://www.shortbread.com/

http://www.britainexpress.com/articles/Food/butter-shortbread.htm

TURŞU FESTİVALİ

Eylül 12, 2007 -



İnsan festivale gider de fotoğraf makinesini unutur mu hiç... Ben unuttum işte...

Ankara'yı bilenler Çubuk turşusunu da bilirler.Meşhurdur yani... İşte şimdi de festivalini yapıyorlar.


9 Eylül'de oradaydım. sizlere ancak aldığım kuru vişne,alıç ve biber turşularımı gösterebiliyorum.

çünkü ne yazık ki başta da söylediğim gibi fotoğraf makinemi unutmuşum.


Milliyet Gazetesindeki yazıya bir göz atın isterseniz:

Ankara'nın Çubuk ilçesinde, 3. Uluslararası Çubuk Turşu ve Kültür Festivali başladı.

Festivale, Devlet Bakanı Mustafa Sait Yazıcıoğlu'nun yanı sıra Çubuk Kaymakamı Mustafa Güler, Çubuk Belediye Başkanı Haşim Tuğluca, KKTC, Litvanya, Malezya, Güney Kore, Kazakistan büyükelçileri ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı devamı